15 Ağustos 2022 Pazartesi

Ayşe Hür, Murat Belge ve Sevan Nişanyan : Salman Rüşdi'ye saldırı üzerine...



Ayşe Hür, Murat Belge ve Sevan Nişanyan : Salman Rüşdi'ye saldırı üzerine...


Salman Rüşdi ve Şeytan Ayetleri...

AYŞE HÜR
-----------------



Dün (12 Ağustos 2022) New York'ta, Chautauqua Enstitüsü'ndeki bir konferans sırasında, Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi, 24 yaşındaki Hadi Matar adlı biri tarafından defalarca bıçaklandı. Hastaneye kaldırılan Rüşdi'nin hayatından endişe ediliyor. Temsilcileri, bir gözünü kaybedebileceğini, boynunun, karaciğerinin ve kol sinirlerinin yaralandığını açıklamışlar biraz önce.) Bu suikast, 33 yıllık bir fetvanın son hamlesi, bunu biliyorsunuzdur. Belki bilmediğiniz ayrıntılar vardır diye bilgileri bir araya getirdim.
Yazarın Şeytan Ayetleri (The Satanic Verses) adlı romanı 26 Eylül 1988’de İngiltere’de basıldığında İslam ülkelerinde çok büyük bir infiale neden olmuştu. Kitabı okuduğu şüpheli kişilerin 12 Şubat 1989’da Pakistan’ın başkenti İslamabad’daki protesto gösterilerinde altı kişi ölmüş, 60 kişi yaralanmıştı. İran İslam Devrimi’nin(!) lideri Ayetullah Humeyni’nin 14 Şubat’ta yayınladığı, Rüşdi’yi ve kitabı yayınlayanları öldürmenin her Müslüman’ın görevi olduğunu söyleyen fetvası üzerine olaylar çığrından çıkmış, 25 Şubat'ta Hindistan'ın başkenti Mumbai'deki gösterilerde 12 kişi ölmüş, 40 kişi yaralanmıştı.

KİTAP NEDEN TEPKİ ÇEKTİ?
Yazar, Hindistan’dan İngiltere’ye kaçırılan bir uçağın Londra üzerinde patlaması sayesinde bir mucize eseri kurtulan iki Hintli Müslüman karakter etrafında ördüğü olaylar ile aslında iyi ve kötü arasındaki ebedi savaş, mültecilik, köksüzlük, kimlik bölünmesi, dışlanma, başkalaşım gibi konuları ele aldığını ileri sürüyor. Ancak romanın tahrik olmaya her zaman çok açık olan İslami çevrelerde bu kadar tepki yaratmasının nedenleri arasında Haçlı Seferleri sırasında Muhammed için kullanılan aşağılayıcı Maharut (Mahound) adının kullanılması; İslam öncesi dönemi ifade eden Cahiliye teriminin Mekke şehri için kullanılması; kahramanlardan birinin adının Cebrail, Şeytan'ı temsil eden diğerinin adının "Kudüs Fatihi" diye yüceltilen Selahaddin olması; Muhammed'in en sevgili karısı Aişa adının fanatik bir Hintli kız için kullanılması; Cahiliye şehrinin genelevinde Muhammed'in eşleriyle aynı isimli fahişelerin çalışması; İbrahim'in çöle attığı İsmail'in "piç" olarak adlandırılması; Peygamberin Selman-ı Farisi adlı katibinin Kuran'ın imlasında yaptığı küçük değişiklikleri fark etmemesi üzerine İbn Ebî Serh adındaki Mekkeli birinin İslam dinini terk etmesi ve nihayet Arap tarihçileri Vakidi (ö. 822) ve Taberî’ye (ö. 923) dayanarak, Kuran’da bir zamanlar var olan ancak sonradan çıkarılan bazı ayetlere Şeytan’ın karışmayı başardığına dair eski bir söylenceye, yani Garanik Vak'ası'na yer verilmesi vardı.

GARANİK VAK'ASI NEDİR?

İslam Ansiklopedisi ilgili maddesinde şöyle diyor: "Sözlükte 'beyaz su kuşu, kuğu, turna; beyaz tenli genç ve güzel kız' anlamlarına gelen gurnûḳ (gırnîḳ) kelimesinin çoğuludur. İbnü’l-Kelbî ile Yâkūt el-Hamevî’nin belirttiklerine göre Kureyş kabilesi mensupları putlarının Allah’ın kızları olduğuna inanır ve Kâbe’yi tavaf ederken, “Lât, Uzzâ ve diğer üçüncüsü Menât hürmetine, çünkü bu üçü ulu kuğulardır ve şüphesiz şefaatleri umulan varlıklardır' diyerek onları yüksekte uçan kuşlara benzetirlerdi. Meleklerin Allah’ın kızları olduğuna inanan Kureyşliler’in, putlarını genç ve güzel kızlara benzetmiş olmaları da mümkündür."
Şimdi buraya dikkat edin: "İslâm literatüründe garânîk kelimesi, Hz. Peygamber’in müşriklerin gönlünü İslâm’a ısındırmayı arzu ettiği bir sırada, ŞEYTANIN TELKİNİYLE VAHİYLERE ALLAH KELAMI OLMAYAN BAZI SÖZLER KARIŞTIRDIĞI VE DAHA SONRA CEBRAİL'İN İKAZIYLA BUNDAN VAZGEÇTİĞİNİ iddia eden rivayetler münasebetiyle kullanılmış ve daha çok Necm sûresiyle (53/19-20) Hac sûresindeki (22/52-54) âyetlerin nâzil oluşuna ilişkin tartışmalara konu olmuştur."


HUMEYNİ'NİN FETVASI

Anlamışsınızdır hassasiyet yaratan konuları. Konumuz dini dogmaları tartışmak olmadığı için devam ediyorum. İslamiyet'in pek çok kutsalına dokunması yetmezmiş gibi İslam tefsircileri arasında yüzlerce yıldır süren bu ‘Şeytan Ayetleri’ meselesini romanına konu etme cesaretini/cüretini/akılsızlığını (bakış açısına göre hepsi denebilir) gösteren Salman Rüşdi, başta da söylediğim gibi 14 Şubat 1989'da 3 milyon dolarlık ödülle sağlama bağlanan Humeyni fetvasını izleyen on yılda, parasını kendi ödediği koruma ordusuyla gizli evlerde yaşadı. Ölüm korkusuyla bir ara kendini Müslümanlığa yakın hissettiğini söyledi ancak, hakkındaki fetvanın kaldırılmadığını görünce bu tür ifadelerden vazgeçti.
1997’de İran Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Hatemi’nin fetvayı uygulamaya niyetleri olmadıkları yolundaki ifadeleri üzerine Rüşdi biraz rahatladıysa da, 2005 yılında, fetvanın yayımlanmasının yıldönümü şerefine bir açıklama yapan İran Devrim Muhafızları, fetvanın hala geçerli olduğunu, Rüşdi’nin İslam’ı aşağılamasının hesabını bir gün mutlaka vereceğini açıklayınca İslam dünyasında ‘ifade özgürlüğü’ konusunda bir arpa boyu yol gidilmediği anlaşıldı.
2007’de İngiltere Kraliçesi Rüşdi’ye bir ödül verince ortalık yine karıştı, Pakistan ve İran’ın İngiltere büyükelçileri unvanın verilmesini kınadılar. Malezya ve Pakistan’da protesto gösterileri düzenlendi, Rüşdi’nin kuklaları yakıldı.


Aziz Nesin


AZİZ NESİN'İN ÇEVİRİSİ
Aziz Nesin 11 Mayıs 1993'te Şeytan Ayetleri'ni yayımlayacağını duyurunca gerilim Türkiye'ye sıçradı. 27 Mayıs'ta kitaptan bölümler Türkçe olarak Aydınlık gazetesinde tefrika edilmeye başladı. Manşet, SALMAN RÜŞDİ: DÜŞÜNÜR MÜ, YOKSA ŞARLATAN MI? diye atılmıştı. Bir başkasında Selman Rüşdi, Şeytan formuna sokularak resmedilmişti. Sonraki günlerde daha fazla alıntı vardı ve Nesin'in bu alıntılar hakkındaki yorumu, Rüşdi cephesinde onun 'Şarlatan diyenler kampı'nda olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

MURAT BELGE'NİN ARABULUCULUĞU
O sıralarda İngiltere'de olan Murat Belge'nin dediğine göre Rüşdi, üstüne üstlük, tercümenin de edebiyattan anlamayan birinin elinden çıkmış "yalapşap" bir çeviri olduğunu duymuştu ve Nesin'i dava etmeye karar vermişti. Ancak Belge, aracılık yapan kişi, Nesin'in kötü niyetli olmadığı, sadece o günlerde sağlık sorunları yüzünden yakında ölmekten endişe ettiği için, aceleyle hareket ettiği konusunda ikna etmişti. Bunun üzerine de Rüşdi davadan vazgeçmiş, bunun yerine Rüşdi'yi temsil eden Wylie Ajansı, Nesin'e sert bir mektup yazmıştı. Nesin'in cevabı alttan almak yerine 28 Haziran 1993 tarihinde bir cevap mektubu yayımlamak oldu. Bir yerinde şöyle diyordu: “Benim Salman Rüşdü’nün bu romanını yayımlamaktan amacım, ne yazarın davasına hizmet etmek, ne de Türkiye’deki tutucuları kışkırtmaktır. Salman Rüşdü’nün davasından bana ne? Bizim, onun davasından çok daha önemli savunduğumuz kendi davalarımız var." Nesin ayrıca tefrikaları yayınlamaya devam etmeyi planladığını ve Rüşdi itiraz ederse kendisini mahkemeye verebileceğini belirtiyordu. Yani kılıçlar çekilmişti.
Bilindiği gibi Aydınlık tefrikaları, 2 Temmuz 1993 Sivas-Madımak Katliamı’nın gerekçesi yapılacaktı failler tarafından. Aziz Nesin Salman Rüşdi Şeytanı'nın işbirlikçisi diye yaftalanacak, ölümden son anda kurtulacaktı.
Daha sonra Aziz Nesin TGRT'ye çıkarak Aydınlık'ta yayımlanan çevirilerle ilgisinin olmadığını, kendisinin ayrıca bu işlerden anlayan birine çeviri yaptırdığını; kendisinin hiçbir peygamberin ailesine, hatta bugün yaşayan insanların ailesine saldırmasından yana olmadığı; ancak saldırıldı diye kitabı yasaklamaktan veya saldırıldı diye o adamı öldürmekten yana olmadığını söyledi. Kitabı basmak için de Salman Rüşdi'nin ajansından basım için izin beklediği belirtti. Bu açıklama ikili arasındaki tansiyonu biraz düşürmüştü.

salman Rüşdi



WALLRAFF'IN EVİNDE BARIŞMA
Nitekim 1993 yılının tespit edemediğim bir tarihinde iki yazarı ortak dostları olan, Batı Almanya'daki insan hakları ihlalleri ve yabancı düşmanlığını anlatan En Alttakiler kitabının yazarı Hans-Günter Wallraff Almanya’da Köln'deki evinde buluşturdu.
Salman Rüşdi buluşmayı şöyle anlatmıştı: "(Londra'daki) Biggin Hill'den Köln'e uçtuk ve Günter'in evinde buluştuk. Büyük gazeteci ve karısı gürültülü, neşeli ve misafirperverdi. Wallraff hemen masa tenisi oynamamız konusunda ısrar etti. Wallraff'ın güçlü bir oyuncu olduğu ortaya çıktı ve oyunların çoğunu kazandı. Ufak tefek, tıknaz, gümüş saçlı Aziz Nesin pinpon masasına gelmedi. İçinde bulunduğu durumdan mutsuz olan fena halde sarsılmış bir adam gibi görünüyordu. Bir köşeye oturdu ve kara kara düşündü. Bu umut verici değildi. Aralarında Wallraff'ın tercümanlık yaptığı ilk resmi konuşmada Nesin, Aydınlık'ta olduğu gibi küçümseyici olmaya devam etti..."
Ekip birlikte iki gün geçirdikten sonra, buzlar erimiş, sonunda Nesin homurdanarak elini uzatmıştı, kısa bir tokalaşmanın ardından daha da kısa bir kucaklaşma ve herkesin rahatsız olduğu bir fotoğraf çekilmişti. Ardından Wallraff, 'İyi! Artık hepimiz arkadaşız!' demişti, herkesi Ren'de motorbotla gezmeye götürmüştü. Nesin'le Rüşdi, ortaklaşa dinsel fanatizmi ve Batı'nın buna tepkisinin zayıflığını kınamışlardı. En azından kamuoyu nezdinde yarık kapanmıştı. Wallraff'ın adamları tüm olayı filme almışlardı. Bu kaydı buluşmadan hemen sonra Mehmed Ali Birand 32. Gün programında kamuoyuyla paylaşacaktı.
Bilindiği kadarıyla Salman Rüşdi ile Aziz Nesin'in başka bir teması olmadı. O günden sonra Aziz Nesin'in Salman Rüşdi hakkındaki fikri değişmiş miydi öğrenemedim ama, Nesin 6 Temmuz 1995'de kalp sorunları yüzünden öldükten 7 yıl sonra, yani 2012'de yayımlanan Salman Rüşdi'nin otobiyografisinde, Aziz Nesin’den hala "hırsız" ve "provokatör" olarak bahsedilmesi, Rüşdi'nin Köln'de hiç de samimi davranmadığını gösteriyordu.

İSLAMCILARIN DİĞER KURBANLARI
İslamabad ve Mumbai'deki kurbanların dışında, kitabın Japonca çevirmeni Hitoshi Igarashi 11 Temmuz 1991’de bıçaklanarak öldürüldü. İtalyanca çevirmeni Ettore Capriolo 3 Temmuz 1991’de bıçaklandı, neyse ki kurtuldu. Norveç’teki yayımcısı William Nygaard, Ekim 1993’de üç kere saldırıya uğradı ama neyse ki o da ölmedi. (Tarihini tespit edemedim ama Belçika'da kitabın fetvalık olmadığını açıklayan bir müftü ve yardımcısı öldürüldü diyor bazı kaynaklar.)
Dahası, 1993'te ABD'de Dünya Ticaret Merkezi'nin bombalayan ekibin lideri Kör İmam lakaplı Ömer Abdurrahman, Mısır'ın Nobelli yazarı Necip Mahfuz'un 1959’da yazdığı ve Arapçada sadece 1967’de Lübnan’da basılan Cebelavi Sokağı’nın Çocukları adlı romanı için, "roman yayımlanır yayımlanmaz Mahfuz ortadan kaldırılsaydı Salman Rüşdi, Şeytan Ayetleri'ni yazmaya cesaret edemezdi" demesi üzerine Mahfuz hakkında "din düşmanı" fetvası çıkarıldı. Mahfuz 14 Ekim 1994 günü, evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı ve boyun bölgesinden ağır bir yara aldı. Geçirdiği bir dizi ameliyat sonrasında sağ tarafına felç indiğinden eli kalem tutamaz hale geldi.

Ayşe Hür


BİTİRİRKEN
Yıllarca kaçtıktan sonra birazcık korkuları geçmiş görünen Salman Rüşdi, daha sık seyahat ediyor, konferanslara katılıyordu. 2019 yılında gazetecilere, her yıl Humeyni fetvasının ilan edildiği 14 Şubat tarihlerinde İslamcı fanatiklerden bir nevi "Sevgililer Günü" kartı aldığını ve kartta "Seni unutmadık, bir gün öldüreceğiz” yazdığını, ama bu tehditlerin artık "gerçek" değil "retorik" olduğunu düşündüğünü belirtmişti. Anlaşılan Salman Rüşdi İslam fanatizmini tam idrak edememişti. Nitekim dün aynen Necip Mahfuz gibi boynundan defalarca bıçaklanarak öldürülmeye çalışıldı. Bu olayı atlatırsa sevinmek zor, çünkü ömrünün sonuna kadar sürekli endişe içinde yaşamak zorunda kalacak.
Bu arada Şeytan Ayetleri'nin Türkçede hala basılmadığını hatırlatalım. Bu gidişle basılmasını beklemek hiç gerçekçi değil...
Evet, İslam'ın hoşgörü ve barış dini olduğuna dair bu son hikaye, bakalım nasıl bitecek?


Ayşe Hür

***


Salman Rüşdi unutulmaya terk edilmişken...


SEVAN NİŞANYAN
------------------------------
Salman Rüşdi'nin Shame adlı romanı Türkçeye 'Utanç' diye çevrilmiş. Belki 'Ayıp' daha doğru olurdu. Pakistan'ın idam edilen başbakanı Zülfikar Ali Bhutto ile kızı Benazir aleyhine pespaye bir karakter suikasti çalışmasıdır. 1983'te piyasaya çıkmasından bir iki yıl sonra okumuş, ben Bhutto ailesinden olsam ne yapar eder bu puştun hakkından gelirdim diye aklımdan geçirmiştim.

 Şeytan Ayetleri kitabıyla tanınan İngiliz yazar Salman Rüşdi,  12 Ağustos 2022'de New York'ta katıldığı bir etkinlikte konuşma yaptığı sırada bıçaklı ve yumruklu saldırıya uğradı...


Kasım 1988'de Şeytan Ayetleri yayınlandığında Benazir Bhutto Pakistan başbakanıydı. Kitabın macerası 2 Aralık'ta İngiltere'nin Bolton kasabasında Deobandi cemaatine bağlı Pakistanlıların düzenlediği protesto ile başladı. Ocak 1989'da bu kez Bradford'da tüm Paki siyasi gruplarının katıldığı bir gösteriyle kitap yakıldı. 12 Şubat'ta Pakistan başkenti İslamabad'da devasa bir protesto gösterisi yapıldı. İslam dünyası gösteriyi coşkuyla karşıladı. Dünyanın dört bucağında bağırıp çağıranlar oldu.
İran lideri Humeyni bu tarihte bedensel ve ruhsal sağlığını büyük ölçüde yitirmiş, kibir ve nefretle gözü dönmüş bir ihtiyar zorbaydı (dört ay sonra ölecektir). ABD kuklası olarak gördüğü Pakistan'ın güçlenmesinden endişeliydi. Nispeten seküler bir görüşü temsil eden Benazir Bhutto'nun küresel ölçekte İslami tepkinin önderliğini yüklenmesine izin veremezdi. 14 Şubatta yayınladığı bildiriyle Rüşdi'nin ölümüne ferman verdi. Benazir'in kozuna koz bastı.
Bildiri elbette fetva değildi (fetva hukuki bir görüştür, icrai değeri yoktur, nitekim Humeyni bildirisini 'fetva' olarak nitelemedi, fetva etiketini Batı medyası uydurdu); İran yasalarına ve uluslararası hukuka da aykırıydı (İran yasalarına göre ölüm hükmünü ancak yasalara göre kurulmuş bir mahkeme verebilir). Dolayısıyla hukuki açıdan fazlaca zorlanmadan gözardı edilebilirdi; İran hükümetinin verdiği sinyaller de o yöndeydi.

Sevan Nişanyan


Fakat 'fetva' tüm tarafların işine geldi. İslam dünyası, Batının aşağılayıcı küstahlığına karşı ortak bir dava bulmuş olmaktan memnundu. Batı'nın yöneticileri, tam o günlerde çöken Soğuk Savaş cepheleşmesinin yerine yeni global şeytan olarak seçtikleri İslam dünyasına karşı 'Medeniyetler Savaşı'nı parlatmakla meşguldü. Bu yüzden hadiseyi şişirdikçe şişirdiler, üçüncü sınıf bir romancı taslağını Medeniyetler Savaşı'nın ilk azizi ve - kısmet olursa - ilk şehidi olarak lanse ettiler.


Medeniyetler Savaşı, heyhat, Soğuk Savaş gibi bereketli bir damar bulamadan söndü. Otuz yıl sürmeyen bir saltanatın sonunda, kısmen Türkiye'nin, kısmen de Suudi Arabistan'ın çabalarıyla, 2016 yahut 2019 dolayında sönüp gitti.
Salman Rüşdi çoktan işlevini kaybedip unutulmaya terk edilmişken şimdi durduk yerde şişlenmesinin nedeni nedir, belki zamanla anlaşılır. Belki de anlaşılmaz, kim bilir?

Sevan Nişanyan (15 Ağustos 2022)


* * *

Salman Rüşdi...


MURAT BELGE
-----------------------
Humeyni'nin Müslümanlar'ı Salman Rüşdi'yi öldürmeye davet eden (ve bunu yapacak olan kişiye yüksek parasal ödül vaad eden) ünlü fetvasını yayımlaması herhalde seksenlerin sonlarına denk gelmiş olmalı. Dünyayı epey sarsan fetvadan sonra Humeyni fazla yaşamadı. Onun ölümünden sonra da devam eden Mollalar rejimi bir süre sonra fetvayı ilga etti.

İran'ın bu davranışı büyük çoğunluğu rahatlattı. Salman'ın hayatını tehdit eden bu akıl almaz metin ortadan kalkınca bu akıl almaz işi kimsenin yapmaya kalkışmayacağı düşüncesi yaygınlaştı ve yıllar böyle geçti. Ben kendi hesabıma rahatlamamıştım. Çünkü bilirim ki böyle bir durumda çoğunluktan değil, fanatik bireylerden korkmak gerekir. "Mademki Humeyni söyledi, emri yerine getirmek gerek. Şimdiki adam şeriatı ondan iyi mi bilecek?" diyen birkaç birey, hiç değilse bir birey çıkabilir; bu da zaten yeter.

Nitekim çıktı. Yirmi yaşlarında bir adam olduğu söyleniyor.  Böyle adamlar belirli bir düşünceden çok belirli bir mizacın taşıyıcısı olurlar. Salman ne demiş, bu dediği gerçekten bir küfür, bir hakaret sayılır mı, böyle şeylerle uzun boylu alışverişleri yoktur. Ama dine dayalı bir gerekçeyle bir adam öldürme eylemini dayanılmaz derecede çekici bulurlar -parasal ödülden de çok daha çekicidir bu eylemi gerçekleştirmek. 

Salman Rüşdi


Zaman... Zaman geçiyor. Her sabah "Salman bugün saldırıya uğrar mı?" diye düşünerek uyanmazsınız tabii. Ama Salman ne zaman aklıma gelse (gene çok insani bir alışkanlığa uyarak) kendi güvenliğiyle ilgili tedbirlerde iyice gevşediğini görüp tedirgin oluyordum. 

Şimdiye kadar izlediğim haberlerden, sağlık durumu üstüne yeterli bir fikir aldığımı söyleyemem. Doktorlar da duruma tamamen hakim olmayabilirler. Belki de dünyanın yaşayan en iyi romancılarından biri dünyayı bu yoldan terk edecektir (uğursuz düşünceler!).

Murat Belge


Dini bir "suç ve ceza" denklemi olarak benimsemekte kararlı insanlar var bu dünyada. "Yasak" demekten, "günah" demekten zevk alan, gülmekten korkan insanlar. Uzatmak istemiyorum, ama yazıyı kesmeden önce, Türkiye'de de bu eğilimi bir şekilde temsil eden kişilerin öne çıkmaya başladığını söyleyeyim. Örneğin "festival yasaklamak" gibi bir davranış bu eğilimin çok uzağında değil.

İslam dünyası festival yasaklayanların, yazar bıçaklayanların, insanları yakarak öldürenlerin sözünün geçer olduğu bir alem olmamalı.

Murat Belge (T24 İnternet Gazetesi, 14 Ağustos 2022)



* * *



Yalçın Ergündoğan
 X: @Y_Ergundogan    Threads:  @Yergundogan
Mastodon:  @Yergundogan    E-Posta: yalcin.ergundogan@gmail.com


_________________________________








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İZMİR'de ilk gösterim: Doğum gününde "Ahmed Arif'in Hasreti" belgeseli...

  İZMİR'de ilk gösterim: Doğum gününde "Ahmed Arif'in Hasreti" belgeseli... ✓ 21 Nisan Pazar günü yine Kültürpark'ın ...